logo

Necdet Sezer’in üyesinden “fahişelik meslektir” itirazı!


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

Çarpıtmıyorum..

Abartmıyorum..

Bire bir aktarıyorum..

Ahmet Necdet Sezer’in, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçtiği..

Her ne kadar bugünlerde, birileri “Diktatörlüğe geçtik. Her şey Başkan’ın iki dudağı arasında” diyerek yeri göğü inletiyorlarsa da..

Bundan 18 sene önceki Meclis’in seçtiği cumhurbaşkanının.. (O Meclis’teki bütün partiler, bir sonraki seçimde barajı bile aşamamışlardı.) Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçtiği kişinin bile, oradaki görevine devam ettiğinin, edebildiğinin kamuoyundan gizlendiği Türkiye’de..

14 sene önce Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilip..

Bugün dahi görevine devam eden o üye..

Yani, ismini de vermiş olalım: Serdar Özgüldür..

Anayasa Mahkemesi’nin Birinci Bölümü’nün verdiği bir karara yazdığı itirazda bakın neler diyor?

“Çoğunlukça benimsenen ‘rızayla yapılan fuhuşun meslek sayılmasının insan haysiyetiyle bağdaşmayacağı’ ve fuhşun özel hayata saygı kapsamında korunması gereken bir unsur olmadığı düşüncesine katılmaya imkan yoktur.”

Şaşırdınız mı?

Şaşırmak ne kelime..

Dondunuz kaldınız mı?

İlk okuduğumda, ben de aynı halde idim..

Biraz daha açalım mı konuyu?

Ne diyor, barajı bile geçemeyen partilerin cumhurbaşkanı seçtiği Sezer’in Anayasa Mahkemesi’ne atadığı bu üye?

Netice olarak söyleyelim:

“Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğu, fahişeliğin meslek olmadığını söylüyor. Yanılıyorlar. Fahişelik meslektir” diyor..

Peki, niçin söylüyor bunu?

Fahişelere, bugün genel kabul gören meslek sahipleri gibi, bazı haklar tanınması için..

Mesela?

Çalışma hürriyeti..

Mesela?

Mesleğini geliştirme hürriyeti..

Mesela?

Daha fazlasını söyletmeyin bana..

Kısa kesmiş olalım..

Vesair noktalarda, avukatlık gibi, doktorluk gibi, mühendislik gibi haklar verilmesini istiyor diyelim….

“Fahişeliğin de tescillenmesini ve diğer meslek sahiplerinin talep edebildiği tüm haklardan, fahişelerin de yararlanması gerektiği”ni söylemek için, bu itirazı yapıyor, diyelim…

“Bunun sonu, acaba nereye gider?” diye soracak olursanız..

Şuraya varacak..

Eğer Sezer’in seçtiği üyenin kafası, Anayasa Mahkemesi’nde çoğunluğa sahip olsaydı..

Nasıl ki, apartmanınızda bir avukat büro açabiliyorsa..

Bir mühendis yazıhane açabiliyorsa..

Sezer’in hakiminin istediği yönde karar çıkacak olursa.. 

Fahişeler de, apartmanlarda kendilerine rahatlıkla büro açabilecekler.

“Avukattan ne farkımız var ki? Mühendisten ne farkımız var ki? Biz de meslek sahibiyiz.. Bizim de çalışma hakkımız var” diyecekler..

Meslek sahipleri gibi, onlar da burnumuzun dibine kadar girecek, “icra-i sanat”ta bulunacaklar..

Yaptıkları iş, yani fahişelik, bir meslek ya..

Kişilerin mesleklerini yapabilmelerinin önüne geçecek engellerin anayasal düzenlemeler gereği ortadan kaldırılması zorunlu ya..

Fahişelerin de mesleklerini(!) yapmalarının önünde hiçbir engel çıkartılamayacağı belirtilip, apartmanlarımıza kadar girebilecek bir yeni meslek(!) ile tanışmış olacaktık..

Artık bunun da sonrasında..

Fahişelik mektepleri açmak mı dersiniz..

“Fahişelik yüksek okulu” mu dersiniz..

Fakülte.. Hatta, sonrasında yüksek lisans, doktora kadroları açma mı dersiniz?

Meslek ya..

Dolayısı ile, mesleğin ince yönlerini, nesilden nesile aktarmak gerekir ya.

Bilimsel öğretiminin yapılması gerekir ya…

Neler görecektik, neler!

¥

Karar ve Sezer’in seçtiği Anayasa Mahkemesi üyesinin itirazı, iki gün önce medyaya yansıdı.

Ben bekledim ki..

Sivil toplum kuruluşları, kadın dernekleri, solaklar.. 

Hep birlikte tepki versinler..

“Bu hakim ne diyor? Ne saçmalıktır bu? Fahişelik nasıl meslek olur? Kadın bedeni üzerinden para kazanmaya, kim meslek diyebilir?” desinler..

Hiçbirisinden tek itiraz gelmedi..

Gayet normal bir fikirmiş gibi..

Kulak arkası edildi..

“İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan bir fiil”in adeta kutsanması, görmezlikten gelindi..

Olur olmaz her konuda..

“Kadınlık onuru” diye başımızda ter ter tepinenler..

Sezer’in atadığı hakimin, kadın bedeninin satılmasını meslek olarak kabul eden bakış açısını, görmemiş gibi yaptılar. 

Duymamış gibi yaptılar..

¥

Daha önemlisi..

Anayasa Mahkemesi’ne başvuran ve fahişelik yapmak isteyen, buna imkan verilmediğini iddia eden bayanın talebi için, aynı üye, bakın ne diyor:

“Başvurucu mevzuatla öngörülen tüm koşulları sağlayarak, fiilen de çalıştığı genelevde ‘genel kadın’ statüsüyle çalışmak üzere başvurmuş ve bu talebi mevzuatla öngörülmeyen soyut gerekçelerle reddedilmiştir. Bu nedenle başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, …”

Daha daha neler demiş, Anayasa Mahkemesi’nin kıdemli üyesi?

“Fahişelik yapmak istiyorum diyen bir bayana bu imkanın verilmemesi, isteğinin soyut gerekçelerle reddedilmesi, özel hayatına müdahaledir.”

Oha yani..

Bu üyenin itirazını dikkate alacak olan iffet yoksunu kadınlar, akın akın valiliklere müracaat edip, “Özel hayatımıza kimse karışamaz.. Biz fahişelik yapmak istiyoruz” derlerse..

Onların taleplerini kabul etmek mi gerekiyor yani?.

Bunun kapısını mı aralamak istiyor, Sezer kafalı üye, acaba?

¥

Ben iyiniyetle sormuş oldum..

Solak kadın hakları savunucuları da, Necdet Sezer’i yere göğe sığdıramayan laikçiler de cevaplasınlar..

Sezer’in seçtiği üyenin savunduğu görüşe ne diyorlar?

“Fahişelik” konusunda hangi noktadalar?

(Yeni Akit)

Etiketler:
Share
370 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...